Hem ilişkisel hem bireysel sınırları işleyen, okuyucuya “Seni görüyorum” diyen, aynı zamanda klinik temelli açıklamalarla içgörü kazandıran, tıpkı senin kaleminden çıkmış gibi bir yazı.
Hazırsan başlıyorum:

İlişkilere dair en çok karıştırılan iki duygu: sevgi ve bağımlılık.
Birini özlemek, onunla vakit geçirmek istemek, sabah uyandığında önce onun sesini duymak istemek…
Tüm bunlar sevgi mi? Yoksa fark etmeden, onsuz var olamam korkusuna mı dönüştü?
Bazı ilişkiler vardır; çok tutkulu görünür ama aslında çok kırılgandır.
Çünkü orada kişi, sevmekten çok, tutunmaya çalışıyordur.
Ve ne yazık ki… tutunan birinin elleri hep yorgundur.
Sevgi, iki sağlam bireyin birbirine yakınlaşmasıdır.
Bağımlılık ise içindeki boşluğu karşı tarafla doldurmaya çalışmaktır.
Peki, içten içe şu cümlelerden biri sana tanıdık geliyor mu?
“Onu kaybedersem dağılırım.”
“Onsuz bir hayat düşünemiyorum.”
“Ne olursa olsun ayrılamam.”
“Bensiz de mutluysa… bu çok acıtır.”
Bu cümleler sevgiden çok; kaybetme korkusuyla karışık bağımlılığın sesidir.
Bağımlı bağlanma örüntüsü çoğu zaman şunlardan doğar:
Kendilik değeri eksikliği:
“O beni seviyorsa değerliyim” inancı, ilişkiyi onay alma zemini hâline getirir. İlişki değil, onay bağımlılığı gelişir.
Peki, Ben Hangisindeyim?
Kendine şu soruları sorman yeterli:
Eğer bu sorular seni içsel bir huzura değil, boğulmuşluk hissine götürüyorsa, orada sevgi değil; bağımlılık var demektir.
Terapide bu cümleyi birlikte açıyoruz. Ve Merve bir gün şunu fark ediyor:
Bu cümle bir dönüm noktasıydı. Çünkü Merve ilk defa “onsuz eksik değilim” ihtimaline göz kırpmıştı.
“Sevgi, birinin yanında kendini daha çok sen gibi hissetmektir.
Bağımlılık ise, onun yanında olunca ancak bir parça ‘tam’ hissetmektir.”
Aşka benzeyen ama seni tükenmiş bırakan duygular varsa, orada sevgi değil; geçmişin onarılmamış parçaları vardır.
Ve bu parçalar, partnerin değil; senin şefkatinle iyileşmek ister.
Unutma…
Gerçek sevgi, özgür bırakır.
Ve özgür bırakılan sevgi, en sağlam olanıdır.
Paylaş :