Bazı cümleler var, yüksek sesle söylemesek de içimizde yankısı hiç bitmiyor:
“Ne yaparsam yapayım yetmiyor.”
“Bir gün beni gerçekten tanırlarsa, vazgeçerler.”
“Ben zaten o kadar önemli biri değilim.”
Dışarıdan bakan biri, sizi güçlü, çalışan, çabalayan, ilgili, hatta çoğu zaman “her işin altından kalkan” biri olarak görebilir.
Ama içinizde, aynaya baktığınızda kendini fısıldayan başka bir ses vardır:
“Aslında o kadar da iyi değilim.”
Psikolojide buna “değersizlik ve yeterli olmama şeması” diyebiliriz.
Daha sade bir dille:
Kökten bir “yetersizlik hissi” ve “ben zaten eksik biriyim” inancı.
Bu, tek bir olayla ortaya çıkan geçici bir ruh hâli değil; çoğu zaman çocuklukta yavaş yavaş içimize yerleşmiş, büyüdükçe inceliğini artırmış bir iç ses.

Değersizlik şeması, temelde şu inanç etrafında döner:
“Ben, olduğum hâlimle yeterince iyi değilim; sevilmek ve kabul edilmek için ekstra çaba göstermeliyim.”
Bu şemaya sahip kişiler, çoğu zaman:
İç diyalogları genelde şu tonlardadır:
Dikkat ederseniz, bu cümlelerin hiçbirinde tarafsız bir kendine bakış yok.
Hep hafif eğilmiş bir baş, hep biraz geri çekilmiş bir benlik var.
Hiç kimse “Ben değersiz olayım.” diye yola çıkmaz.
Bu inançlar çoğu zaman, çocuklukta şu tür deneyimlerden beslenir:
Hiç kimse “Ben değersiz olayım.” diye yola çıkmaz.
Bu inançlar çoğu zaman, çocuklukta şu tür deneyimlerden beslenir:
Hiç kimse “Ben değersiz olayım.” diye yola çıkmaz.
Bu inançlar çoğu zaman, çocuklukta şu tür deneyimlerden beslenir:
Bazen aile çok sever, çok emek verir; ama dilindeki eleştiri, şaka diye söylediği ifadeler, başarıya aşırı odaklanması çocuğun zihninde tek bir dosya olarak kaydedilir:
“Ben olduğum hâlimle yeterli değilim. Daha iyi, daha başarılı, daha uyumlu olursam belki o zaman…”
Bu dosya, yıllar içinde kendini “değersizlik şeması” olarak gösterir.
Değersizlik şeması, her alanda biraz farklı maske takar; ama çekirdek his aynıdır:
“Ben yetmiyorum.”
Sonuç:
Ya kendini sürekli veren, anlayan, tolere eden tarafta bulur,
ya da içten içe tükenip patladığında
“Zaten kimse beni gerçekten görmüyor.”
duygusuna kapanır.
“Yok ya, fena değildi işte.” diye geçiştirir.
Mükemmeliyetçiliği çoğu zaman mükemmeli başarmak için değil,
“eleştiri almamak ve yakalanmamak” içindir.
Dışarıya karşı anlayışlı, şefkatli biri olabilir ama
iç sesi acımasızdır:
En ağır kısmı şudur:
Kendini sevmemeyi normal sanmaya başlar.
“Ben böyleyim işte.” cümlesi, şemanın en sevdiği cümledir.
Ömer, 25 yaşında, iyi bir işi, sevgi dolu bir ilişkisi var.
Dışarıdan bakınca, “Her şey yolunda.” denilecek bir hayat.
Partneri ona sık sık:
“İyi ki hayatımdasın.” diyor.
Ömer’in içinden geçen cümle ise bambaşka:
“Abartıyor. Beni bu hâlimle sevmesi garip geliyor.”
Toplantıda ufak bir hata yaptığında günlerce düşünüyor:
“Nasıl yaparım böyle bir saçmalık? Ben zaten yeterince iyi değilim.”
Terapiye başlama sebebi şu cümle oluyor:
“Hayatım iyi ama içimde sürekli bir eksiklik duygusu var.
Ne yapsam dolmuyor.”
Seanslarda çocukluğundan bahsederken şunlar ortaya çıkıyor:
Ömer’in zihninde şu kod oluşur:
“Olduğun kişi yetmez; daha başarılı, daha uyumlu, daha sessiz olursan değer görürsün.”
Bugün, partneri onu sevdiğinde bile sanki yanlış kişiye gönderilmiş bir sevgi maili almış gibi hissediyor:
“Bu mesaj bana ait değil.”
Ömer’in hikâyesi şunu gösteriyor:
Değersizlik hissi, dış koşullar düzelince kendiliğinden geçmez. İçerideki kayıt değişmedikçe, dışarıdaki sevgi bile içeri girmekte zorlanır.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Bu sorulara sık sık “Evet” diyorsanız, iç dünyanızda aktif bir değersizlik/yetersizlik şeması olabilir.
Bu bir teşhis değil; ama duygusal olarak nerede durduğunuzu anlamak için güçlü bir işaret.
Değersizlik şeması, bir günde oluşmadı; bir günde yok olmayacak.
Ama her gün atacağınız küçük, tutarlı adımlarla yumuşayabilir, dönüşebilir.
İlk adım, o sesi fark etmek:
Eleştirmenin cümlesini yakaladığında, onun altına şefkatli bir cümle ekle:
Her günün sonunda kendine şu soruyu sor:
“Bugün neyi iyi yaptım, nelere emek verdim?”
Bu “mükemmel” yaptığın şey olmak zorunda değil.
Bunların hepsi “yeterli olma” hâllerinin küçük kanıtları.
İstersen küçük bir “Benim Kanıtlarım” defteri tutabilirsin.
Değersizlik şeması, genelde sadece “hataların dosyasını” tutar.
Sen, karşısına “emeğin ve varlığının dosyasını” açıyorsun.
Değersizlik hissi, ilişkilerde şöyle cümlelere dönüşür:
Bunun yerine ufak denemeler yap:
İlişkilerde ihtiyaç duyan taraf olmak, seni değersiz yapmaz; tam tersine, insan yapar.
Şema hep şöyle der:
“Sen önemli değilsin; bekleyebilirsin.”
Bu yüzden kendini hep sona atmaya alışmış olabilirsin.
Bunun tersini gösteren küçük ritüeller yarat:
Bu ritüellerin her biri, beynine şu mesajı tekrar tekrar iletir:
“Benim ihtiyaçlarım da önemli.”
Şu durumlar varsa, bir psikologla görüşmek iyileşme sürecini çok hızlandırabilir:
Şema terapi, bilişsel davranışçı terapi, öz-şefkat odaklı terapiler, bu alanda oldukça etkili.
Bir uzman eşliğinde, çocuklukta yazılmış senaryoya yetişkin gözünle yeniden bakmak, şemanın gücünü önemli ölçüde azaltabilir.
Belki yıllardır kendine şöyle davranıyorsun:
Bütün bunların ortasında, kendin hakkında vardığın sonuç şu olmuş olabilir:
“Ben zaten o kadar değerli biri değilim.”
Oysa gerçek muhtemelen şu:
Değersiz değilsin, çok uzun zamandır kendi değerin için savaşmaktan yorgunsun.
Bugün istersen, içindeki o küçük çocuğa şöyle fısılda:
“Sen eleştirildiğin kadar değilsin.
Kıyaslandığın kadar eksik değilsin.
Yalnız bırakıldığın kadar önemsiz değilsin.
Sadece uzun zamandır görülmeyi bekliyorsun.
Ve ben artık seni görmeye niyetliyim.”
Bu, büyük bir devrim değil belki.
Ama kendinle kurduğun ilişkiyi değiştirecek ilk mikro adımdır.
Rabia Orhan
Paylaş :